|
|
|
Tarih : 23.06.2010 - 19:50:01 |
|
| bayanlara özel Tesettür nedir?
|
|
|
|
Sözlükte; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin arkasında saklanmak anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak tesettür erkek veya kadının şer'an örtülmesi gereken yerlerini örtmesidir. Bir kimsenin örtmesi gereken ve başkasının bakması haram olan yerlerine “avret yeri” denir.
Sağlam görüşe göre, bir kimse tek başına olduğu zaman da örtünmelidir. ( Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Âile İlmihâli, sh: 49-50) Nitekim “Kimsenin bulunmadığı yerde avret mahallini örtmek gerekir mi?” sorusuna cevap:
“Avret mahallini örtmek, hem Hakk'ın, hem de halkın hakkı bulunan bir hususdur. Bu itibarla kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir yerde dahî avret mahallinin örtülmesi, sahih olan kavle göre vâcibtir. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde:
“Avret mahallimi, içimdeki elbisemden gizlemek mümkün olsa elbette ondan bile gizlerdim!..” buyurmuşlardır. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-:
“-İnsan avret mahallini açınca yanındaki melekler utancından yüzlerini çevirirler.” buyurmaktadır. ( Üç Bin Seçme Fetvâ, Akid Gazetesi Neşriyâtı, c.2, sh: 116)
“Tesettür, mahlûkât arasında yalnız insana ait bir keyfiyettir. İnsan, Allâh -celle celâluhû-'nun lütfettiği insanlık haysiyet, vakar, hayâ ve ciddiyetini koruyabilmek için örtünmeye mecburdur. Aksi hâlde bu vasıfları zâyî etmiş olur. Kendisinin dûnundaki (aşağısındaki) mahlûkların seviyesine düşer. Toplumda, hayânın kaybolması, kıyamet alâmetlerinin belli başlılarındandır. Hadîs-i şerîfte “Haya imandandır!” (Buhârî, Îman, 3) buyrulur. Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva vâlidemiz, cennette başka insanlar olmadığı hâlde birbirlerinden ve diğer mahlûkâttan hayâ ettiler, telaş içinde orada mevcut olan yapraklarla örtünmeye çalıştılar. ( el-A'râf, 22) Bu da gösteriyor ki, maddî olan örtünme ve onun mânevî bağlantısı olan edeb ve hayâ, insanoğlunun en mümtaz vasıflarından biridir. ( Osman Nûri Topbaş, Nebîler Silsilesi 1, sh: 116)
Âyet-i kerîmede kadınların örtünmesi konusunda şöyle buyurulur:
“Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet yerlerini açmasınlar, bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zînet yerlerini, kendi kocalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttalî olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nîil olursunuz.” (en-Nûr , 31)
Bir başka âyet-i kerîmede:
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış örtülerini üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir.” (el-Ahzâb, 59)
Bu âyet-i kerîmeler ve diğer islâmî prensipler göz önünde bulundurulduğunda kadının elbisesinde şu özellikler aranmaktadır:
1- Bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır.
2- İnce ve şeffaf olmamalıdır.
3- Dar olup vücut hatlarını belli etmemelidir.
4- Erkek elbisesine benzememelidir.
5- Elbise süslü olmamalıdır.
6- Gayr-i müslimlerin elbiselerine benzememelidir. ( Dr. Faruk Beşer, Hanımlara Özel İlmihal, sh. 253-254)
Elbise konusunda Hazret-i Âişe vâlidemizden gelen şu ikaz çok dikkat çekicidir:
“Temimoğulları kabilesinden birtakım kadınlar Hazret-i Âişe'yi ziyârete gelmişti. Üstlerinde ince giysiler vardı. Hazret-i Âişe kendilerine şöyle dedi:
“-Eğer siz mü'minler iseniz, bunlar inanmış hanımların giysileri değildir. Eğer mü'min değilseniz o zaman durum değişir!..”
Yine Hazret-i Âişe'nin huzuruna ince başörtülü bir gelin getirilmişti. O şöyle dedi:
“-Nûr sûresine inanan bir kadın bunu örtünmez!..”
Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- «giyimi ve hareketleriyle erkeğe benzemeye çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe» lânet etmiştir.
Tesettürün Farz Kılınmasının Hikmetleri:
l - Fitne kapısını kapamak.
• Nesebi zâyi olmaktan muhâfaza etmek.
• Zevceyi (kadını), zevcine (kocasına) rapt ile kötü niyetli insanların saldırılarından kurtarmak.
• Âile müessesesine intizam vermek
• Evlâdın terbiyesine ve dünyanın huzur içinde îmârına çalışmaktır.
Tesettürün bu hikmetlerinin yanında, sağlık açısından da faydaları vardır. Nitekim Alternatif Tıp ve Şifa Sofrası adındaki eserde şu satırlar bu açıdan dikkat çekicidir:
“…«Mini etek» adlı bir moda akımı vardı. Kadınlar büyük rağbet gösterdiler. (…) Fakat kadınlar ve genç kızlar, bu hâlin onların sıhhatlerini ve rûhî güçlerini alıp götürdüğünü farketmediler. Bu elbiseleri, soğukta ve rüzgârda da giydiler. Bu elbiselerin onların üreme organlarını tahrip ettiğini düşünmediler.
Genç bir kadın tanırdım . (..) Bilhassa soğuk kış günleri bu elbiselerle dolaşırdı. Birkaç defa kendisini uyardım. Sıhhatine yazık ettiğini söyledim. Bana verdiği cevap da aynen şunları söyledi:
“-Ben gencim, soğuk bana vız gelir!”
Bir müddet sonra genç kadının hastaneye kaldırıldığını duydum. Rahim iltihabına yakalanmış, rahimde (kist) oluşmuş ve rahmin tamamen alınması gerekmişti. Yapılan ameliyatla rahim alındı, fakat bu durumun ilerde daha tehlikeli hastalıklara sebep olacağını biliyordum. İki sene sonra kadın tekrar hastaneye kaldırıldı. Teşhis kanserdi. Birkaç ay sonra genç kadın öldü. Yirmi yedi yaşında idi.”
Yazının devamında sağlık açısından nasıl giyinmek gerektiği de anlatılıyor. Ancak tesettürde; yukarıda geçen hikmet ve faydalar dışında asıl gâye, Allah -celle celâlühu-'nun emrini yerine getirmek ve rızâsını kazanmak olmalıdır.
Şekil olarak tesettür yeterli midir?
“...İslâm'da tesettür, yani kadının örtünmesi şarttır. Fakat onun şeklen mestûre (örtülü) olduğu gibi rûhen de mestûre olması lâzımdır. Eğer dış kalıp tesettürlü, fakat ruh çıplak yani gafil ve hoyrat ise, şartların zorladığı veya nefsin fırsat bulduğu anda o tesettür biter. Ayrıca kadının örtüsünün altında kadınlık misyonunu kaybetmemesi lâzımdır. Çünkü kadına evin tanzimi ve zürriyet emânet edilmiştir. Onun için her hususta kalbî hayat çok önemlidir. Tabiî ki, şeklin de kalbî hayatla beraber olması gerekir.
Bir insan, Allah'ın koyduğu tesettür hudutlarının dışına çıkamaz; fakat sırf tesettür de her şey değildir. İlâhî emirlerin yalnız bir bölümüdür.” ( Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, sh: 56)
Nâmahreme Bakış
İslam dîni, mahrem olmayan kadınlara bakmayı yasaklamıştır. Zevcesi veya mahremi olmayan (nâmahrem) kadınlara bilerek bakmak câiz değildir. Kur'ân-ı Kerim'de:
“Mü'min erkeklere söyle gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr, 30) ve yine:
“Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr, 31) buyurulmaktadır.
Ancak bir kadın göze rastgele ilişse tekrar bakmamak şartıyla günah sayılmaz, çünkü bu irâdenin dışında olur. Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-'e:
“-Ya Ali, bir kadın gözüne ilişti mi ikinci defa bakma, birincisi için sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebâli vardır.” buyurmuştur. (Müslim)
Yine Hazret-i Peygamber:
“-Bilerek namahreme bakmak gözün zinâsıdır.” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim; ayrıca bkz: Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.2, sh. 159 )
Peygamber Efendimizin kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- buyurdu ki:
“-Kadınlar için ne daha iyidir? (En hayırlısı nedir?)”
Peygamber Efendimiz de:
“-Hiçbir erkeğin onları görmemesi.” diye cevap verdi.( İmam-ı Gazali, a.g.e., sh: 197)
İhtilât (Kadın-Erkek Birlikte Durmak)
Tesettürü yaralayan, zedeleyen davranışların en zararlılarından birisi de kadın-erkek ihtilâtıdır, yani karışık olarak aynı yerde bulunmalarıdır.
İmam-ı Gazâlî hazretleri diyor ki:
“Birçok kadınlar için büyük zararlar, erkeklerin arasında bulunmalarından doğar. Fitne korkusu olan her yerde kadının gözünü korumak lâzımdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) ' in evine bir kör adam geldi. Hazret-i Âişe ve diğer hanımları oturuyorlardı, kalkmadılar ve gelen kimse için:
“-Kördür, bizi görmez!..” dediler. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“-Onun gözleri görmüyorsa, sizinkiler de mi görmüyor?” (İmâm-ı Gazâlî, a.g.e., sh: 197)
İhtilâtın sebeplerinden birisi de iş yerlerindeki durumdur. Maalesef “...Çağımızda kadınlarla erkekler arasında sun'î bir eşitlik yarışı başlatılmıştır. Yaratılıştaki husûsiyetlere zıt olan bu yarış, hanımlık ve annelik meziyetlerini za'fa uğratmakta ve âileyi yaralamaktadır. Hanımların ev tanzimi ve salih bir nesil yetiştirmek yolunda, evlâdlarının ahlâkî yapıları ile meşgul olmaları yerine, hanımlıklarına, müstesnâ fıtratlarına zıd işlere yönlendirilmeleri, mantık, iz'ân ve îmana sığmaz. Çünkü âiledeki huzur ve saadet, kadındaki ve erkekteki istîdatların yerli yerince kullanılması ve korunmasıyla elde edilebilir. ( Osman Nûri Topbaş, Muhabbetteki Sır, sh: 249)
Yazımızı Mûsâ Topbaş -kuddîse sirruh- hazretlerinin kadın erkek karışık oturmak mevzûundaki şu sözleri ile bitiriyoruz.
“...Bazı âile reislerinin nazarları insanlara karşı olduğu için daima onlardan iltifat beklerler. Meselâ «Komşumuz çok nazik ve kibardır. Bize karşı da saygılıdırlar, o bize âilesi ile beraber geldiğinde ayrı olarak oturursak onu üzmüş oluruz. Hep beraber oturursak bir sakınca yoktur.» kanaatini yürütürler.
Böylece ahmakça hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını, kulun rızâsına tercih ederler. Böyle şâibeli kulluk yolunda olanların, tesettürleri, namazları ve diğer ibâdetleri olsa da semere alamazlar. Çünkü yarım insandırlar. Yüz tane yarım insanı toplasanız bir insan etmez. Çünkü her hareketleri istikrarsızlık içindedir. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” diyebilirler, çünkü îman-ı hakîkî kalplerine tam olarak yerleşmemiştir.
Bunların yapacakları; hatalarını bilip, nâdim olmak, istiğfar etmek ve sâlihlerin, sâdıkların peşini bırakmamak ve onların nasihatlerinden istifâde etmek olmalıdır.
Hadis-i Şerif
(Allah Rasûlü) “Din nasihattir/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ RasûlAllah?” diye sorduk. O da; “Allah'a, Kitabina, Peygamberine, Müslümanlarin yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi..
Islâm, güzel ahlâktir.
Insanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Kolaylastiriniz, güçlestirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
Insanlarin Peygamberlerden ögrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadiktan sonra diledigini yap!
Hayra vesile olan, hayri yapan gibidir.
Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa ayni yanilgiya düsmez
Nerede olursan ol Allah'a karsi gelmekten sakin; yaptigin kötülügün arkasindan bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. Insanlara karsi güzel ahlakin geregine göre davran.
Allah, sizden birinizin yaptigi isi, ameli ve görevi saglam ve iyi yapmasindan hosnut olur.
Iman, yetmis küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illAllah (Allah'tan baska ilah yoktur)” sözüdür, en düsük derecesi de rahatsiz edici bir seyi yoldan kaldirmaktir. Haya da imandandir.
Iki göz vardir ki, cehennem atesi onlara dokunmaz: Allah korkusundan aglayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.
Zarar vermek ve zarara zararla karsilik vermek yoktur.
Hiçbiriniz kendisi için istedigini (mü'min) kardesi için istemedikçe (gerçek) iman etmis olamaz.
Müslüman müslümanin kardesidir. Ona zulmetmez, onu (düsmanina) teslim etmez. Kim, (mümin) kardesinin bir ihtiyacini giderirse Allah da onun bir ihtiyacini giderir. Kim müslümani bir sikintidan kurtarirsa, bu sebeple Allah da onu kiyamet günü sikintilarinin birinden kurtarir. Kim bir müslümani(n kusurunu) örterse, Allah da Kiyamet günü onu(n kusurunu) örter.
Iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmis olamazsiniz.
Müslüman, insanlarin elinden ve dilinden emin oldugu kimsedir
Birbirinize buguz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah' i n kullari, kardes olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardesi ile dargin durmasi helal olmaz
Hiç süphe yok ki dogruluk iyilige götürür. Iyilik de cennete götürür. Kisi dogru söyleye söyleye Allah katinda siddîk (dogru sözlü) diye yazilir. Yalancilik kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kisi yalan söyleye söyleye Allah katinda kezzâb (çok yalanci) diye yazilir.
(Mümin) kardesinle münakasa etme, onun hosuna gitmeyecek sakalar yapma ve ona yerine getirmeyecegin bir söz verme.
Zarar vermek ve zarara zararla karsilik vermek yoktur.
(Mümin) kardesine tebessüm etmen sadakadir. Iyiligi emredip kötülükten sakindirman sadakadir. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadir. Yoldan tas, diken, kemik gibi seyleri kaldirip atman da senin için sadakadir.
Allah sizin ne dis görünüsünüze ne de mallariniza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve islerinize bakar.
Allah' i n rizasi, anne ve babanin rizasindadir. Allah' i n öfkesi de anne babanin öfkesindedir.
Üç dua vardir ki, bunlar süphesiz kabul edilir: Mazlumun duasi, misafirin duasi ve babanin evladina duasi.
Hiçbir baba, çocuguna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.
Sizin en hayirlilariniz, hanimlarina karsi en iyi davrananlarinizdir.
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden degildir.
Peygamberimiz isaret parmagi ve orta parmagiyla isaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse baskasina ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette iste böyle yanyanayiz” buyurmustur.
(Insani) helâk eden su yedi seyden kaçinin. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah'a sirk kosmak, sihir, Allah' i n haram kildigi cana kiymak, faiz yemek, yetim mali yemek, savastan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadinlara iftirada bulunmak buyurdu
Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, komsusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayir söylesin veya sussun.
Cebrâil bana komsu hakkinda o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komsuyu komsuya mirasçi kilacak zannettim.
Dul ve fakirlere yardim eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.
Her insan hata eder.Hata isleyenlerin en hayirlilari tevbe edenlerdir.....
Mü'minin baska hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardir; O'nun her isi hayirdir. Eger bir genislige (nimete) kavusursa sükreder ve bu onun için bir hayir olur. Eger bir darliga (musibete) ugrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayir olur....
Bizi aldatan bizden degildir. .
Söz tasiyanlar (cezalarini çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler.
İşçiye ücretini, (alninin) teri kurumadan veriniz
Bir müslümanin diktigi agaçtan veya ektigi ekinden insan, hayvan ve kuslarin yedikleri seyler, o müslüman için birer sadakadir
Insanda bir organ vardir. Eger o saglikli ise bütün vücut saglikli olur; eger o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Rabbinize karsi gelmekten sakinin, bes vakit namazinizi kilin, Ramazan orucunuzu tutun, mallarinizin zekatini verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
|
iSLami ŞiirLer |
Kadir Gecesi
Bu gece, kulluk idrakiyle camiye gidiyoruz, Bin aydan hayırlı sırra erip, feyze dalıyoruz, İmama uyarak, cemaatle namaz kılıyoruz, Kat kat sevabından mahrum etme, Allah’ım.
Bu gece, melekler saf saf semadan inermiş, Gafil olmayanların üzerine rahmet saçarmış, Bütün Müslümanlar, gönlünü Rabbe açarmış, Sen Tevvabsın, tövbemizi kabul et, Allah’ım.
Daha ruhlar âleminde iken, Sana söz verdik, Bir hiçken, “ahsen-i takvîm” üzere yaratıldık, Bu dünyada kalıcı değiliz, imtihan için geldik, Bu gece, rızana erenlerden eyle bizi, Allah’ım.
Varsın ve birsin amenna, yoluna baş koyduk, İndirdiğin Kuran-ı Kerime ve Resulüne uyduk, Suçumuz ziyade, Sana layık bir kul olamadık, Rahmetin gazabını geçmiştir, medet Allah’ım!
Şükrünü eda etmek üzere, gufranını diliyoruz, Bu gece, uyumuyoruz, hamd ü sena ediyoruz, Bize yakışmayan günahtan arınmak istiyoruz! Habibin hürmetine, mü’minleri affet Allah’ım.
Rahmet kapısını, sonuna kadar açık bıraktın, Emanetini koruyamasak da, darda koymadın, Rahman’sın, bizi daima dalâletten esirgedin, Bu gecenin nurundan nasibimizi ver, Allah’ım.
Tefekküre dalalım, meleklerle selamlaşalım, Ebedi rahmet deryanda, sırılsıklam ıslanalım, Leyle-i Kadir Gecesi, gönül huzuruna erelim! Cennet-i alada nur cemalini görelim Allah’ım. (Celle Celalü-Hü)
Ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm…
Ağlamak
Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların Örter, örtülmez Savunur bir süre
Ağlayanlar sevinmeli Sevin ağlıyabiliyorsan Acılar art arda dinmeli
Durur bir nöbetçi gibi Durur bir bekçi gibi Zamana gülmeli-gülmeli.
Sevin ağlıyabiliyorsan Unutmanın kardeşidir ağlamak Uyur uyanır yatağında duyguların Düşüncenin kucağında hep çocuktur Ağlamak.
Yoruldum
Ya yollarım dikleşti, ya dermanım kalmadı
Bacaklarım isyanda, anladım ki duruldum
Ya bu kullar zıtlaştı, ya yordamım kalmadı
Vefa dost kurşununda, yüreğimden vuruldum..
Karaçalı misali, kör baht düştü peşime
Her mehtaplı gecede, duman çöktü düşüme
Buz kestim Ağustosta, kök söktürdü üşüme
Dondu gülün yaprağı, bir fiskeyle kırıldım..
Her akşam mor tepede kızıl gruba hayran
Gönlüme bağdaş kuran, kader kısmete kurban
Şifa sanıp içtiğim zehir oldu her çorbam
Bir eser bırakmadan, bu hayattan sıyrıldım..
Yalanmış hep dostluklar, dost aradı gözlerim
Dost acı söylese de dostadır tüm sözlerim
Uçurumdan düşerken, dostu arar ellerim
Sardı sukutu hayal, dost olana darıldım..
Önce bende ben vardım, şimdi yine ben varım
Yanımda dost var ise, düşmanımla yaşarım
Sırtım dosta döndükçe, sağ kaldıkça şaşarım
Her denize düştükçe, yılanlara sarıldım..
Aman vermez gönlüme anlaşılmaz tezatlar
Dostun dosta attığı gülden iner tokatlar,
Ya çok katı ya cıvık, ayar tutmaz hamurlar
Hayat denen ustanın ellerinde karıldım..
Ömür bir deniz ise, dosttur onun kıyısı
En zor gününde çıkar gerçek dostun sayısı
Dostu tahlil etmekle geçti ömrün yarısı
Gönülde mecal bitti anladım ki yoruldum.. |
|
|